Doğru Yol

2008-09-18 18:00:00

 

Allah’a ibadet

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    «Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna, kendilerine gazab edilmiş olanların ve sapanların yoluna değil» (1 Fatiha 6-7).

    Sahih bir yolla gelen haberde Peygamber   (s.a.v)’in  de  şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

    «Yahudiler, kendilerine gazab  edilenlerdir ve  Hıristiyanlar da sapmış olanlardır» (Ahmed  bin  Hanbel lV / 378.  V.  77).

    Nitekim Allah’ın Kitabı da birkaç yerde buna işaret etmektedir. Şu örneklerde olduğu gibi:

    «De ki: ‘Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyliyeyim mi? Allah’ın lanet edip gazaba geldiği kimse…» (5 Mâide 60)

    «Gazab üzerine gazaba uğradılar» (2 Bakara 90).

    «Allah’tan gazaba uğradılar ve onlara alçaklık  (damgası)  vurulmuştur» (3 Âl-i İmrân 112).

    Hıristiyanlar hakkında da şöyle buyurmaktadır:

    «Ey Kitab ehli, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve önceden sapmış, birçoklarını da saptırmış, düz yoldan şaşmış bir kavmin keyiflerine  uymayın» (5 Mâide 77)

    «Ey Kitab ehli, dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyleri söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, O’nun Meryem’e attığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur»  (4 Nisa 171).

    «Yahudiler: ‘Uzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da: ‘Mesih, Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlariyle geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden inkâr etmişlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar? Hahamlarını ve rahiblerini Allah’tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa kendilerine yalnız tek İlâh olan Allah’a ibadet etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir»  (9 Tevbe  30-31).

    «Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitab, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ desin; fakat: ‘Öğrettiğiniz ve okuduğunuz Kitab gereğince Rabb’a hâlis kullar olun!’ der. Ve size: ‘Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin!’ diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size inkârı emreder mi?» (3 Âl-i  İmrân:   79-80).

    «De ki: ‘O’ndan başka (kendilerinde bir şeyler) sandığınız kimseleri çağırın, onlar ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de (onu) başka bir yana çevirebilirler’. O yalvardıkları da, onların (Allah’a) en yakın olanları da Rablerine yaklaşmak için vesile ararlar, O’nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, cidden korkunçtur » (17 İsrâ 56-57).

    Her türlü eksiklikten arınmış olan Allah, her namazımızda doğru yola; kendilerine gazab edilmiş ve sapmış olanlardan farklı olan ve Allah’ın kendilerine nîmet verdiği peygamberlerin, sıddîkların, şehîdlerin ve salihlerin yoluna iletmesini dilememizi emrettiğine göre, bu, kulun gazab edilmiş ve sapmışların yoluna düşmesinin korkulacak bir şey olduğunu gösterir. Nitekim Peygamber (s.a.v.)’in de haber verdiği gibi, bu durum vâki olmuştur. O, şöyle buyurmaktadır:

    «Sizden öncekilerin yollarını tıpatıp takip edeceksiniz. Öyle ki, bir kelerin deliğine girmiş, olsalar, siz de ona gireceksiniz.» Ashab; Yahudi ve hıristiyanları mı? Ya Resûlâllah, diye sorunca: «Başka kim olabilir ki» (Buhari, Enbiyâ 50), buyurdu. (Hadîs sahihtir) .

    Selef, doğru yoldan ayrılan âlimlerde yahudilere bir benzerlik, âbidlerde ise, hıristiyanlara bir benzerlik bulunduğu görüşündeydi. Gerçekten, sapan ilim adamlarında; sözlerin anlamını değiştirme, kalb katılığı, ilimde cimrilik, büyüklenme, başkalarına doğru olanı söylemesine rağmen kendisinin bunu uygulamaması gibi şeylerin bulunduğu; sapan ibadet ehlinde ise, peygamberlerle salihler konusunda aşırılık, ibadetlerde ruhbanlık, şekilcilik ve müziğe dalma gibi bid’atler görülmektedir.

    Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) :

    «Beni Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı andıkları gibi anmayın. Ben sadece kulum; Allah’ın kulu ve elçisi deyin»(Buhâri, Enbiyâ 48;   Ahmed   İbn   Hanbel   l/23,   24,   47,   55,   60;   Dârimî, Rıkâk  68), buyurmaktadır.

    Bundan dolayıdır ki Allah, Resûlüllah (s.a.v.)’i makamlarının en yücesi olarak, kullukla nitelemiştir:

    «Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki, geceleyin kulunu yürüttü» (17 İsrâ  1).

    «Kuluna vahyettiğini vahyetti» (53 Necm  10).

    «Allah’ın kulu kalkıp O’na yalvarınca (hayretten hepsi) onun üzerine üşüşüp neredeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi» (72 Cin  19).

    Yine bu nedenle namazdaki oturuşlarda okunduğu gibi, cuma ve bayram hutbeleriyle nikâh ve diğer ihtiyaç anlarında okunan meşru hutbelere de: «Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim» cümlesiyle başlanır.

    Resûlüllah (s.a.v.) de, ümmetinin kendisi hakkında, hıristiyanların Mesih konusunda düştüğü ulûhiyet dâvası gibi yanlışlara düşmemeleri için, bir kul olduğu gerçeğini sık sık vurgulamıştır. Hattâ biri: «Allah ve sen ne dilerseniz» deyince Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    «Beni Allah’a denk mi tutuyorsun? Aksine, Allah ne dilerse,yalnızca O» (Ahmed  İbn  Hanbel l / 214,   224,  283,   342).

    Yine ashabına:

    «Allah ve Muhammed ne dilerse demeyin. Aksine, Allah ne dilerse, deyin. Muhammed’in dilemesi (O’ndan) sonradır» (İbn Mâce,  Keffarât  13)buyurmuştur.

    Yine şöyle buyurmaktadır:

    «Kabrimi (gidip-gelinen) bayram    yerine    çevirmeyin;    nerede olursanız bana salât getirin, getirdiğiniz salât bana ulaşır» (Ahmed İbn Hanbel ll /367; Ebû Dâvud, Menâsik 100).

    «Allahım, kabrimi tapılan bir put kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescid edinenlere Allah’ın gazabı çetin oldu»  (Muvatta’,  Kasru’s-Salât  fi’s-Sefer  85).

    «Sizden öncekiler,  kabirleri  mescid ediniyordu. Sakın ha! Kabirleri mescid edinmeyin. Sizi bundan sakındırıyorum, bilesiniz»(Aynı kaynak).

    Ümmetteki aşırılık özellikle şu iki grup içinde meydana geldi . Peygamberlerde ve Ehl-i Beyt imamlarında ulûhiyet bulunduğuna inanan Şia’nın aşırı giden sapıkları; ve peygamberlerle  salihlerde buna benzer şeylerin bulunduğuna inanan tasavvuf  ehli içindeki cahillerden bir grup. Her kim, Peygamberimizde veya herhangi bir peygamberde ulûhiyyet ve rubûbiyyet vehmederse, onun, hıristiyanlardan farkı yoktur. Peygamberlerin nitelikleri Kur’an ve  Sünnetin onlar hakkında belirttiklerinden ibarettir.

    Yüce Allah, İsrâiloğullarına hitaben şöyle buyurmaktadır:

    «Elçilerime inanır,  onlara yardım eder ve Allah’a  güzel  borç verirseniz, elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım,»(5 Mâîde 12).

    Yine şöyle buyurmaktadır:

    «Biz seni, (ümmetine) şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. (Ey insanlar, bu) Allah’a ve Resulüne inanasınız, O’nu(n dinini) destekleyesiniz, O’na saygı gösteresiniz diyedir» (48 Feth 8-9).

    Bu âyetler, Resûlüllah’ın hakkını anlatmaktadır.

    Allah’ın hakkıyla ilgili olarak da şöyle buyurulmaktadır:

    «…ve sabah-akşam O’nu teşbih edip yüceltesiniz»  (48 Feth 9).

    Allah Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:

    «Rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygambere uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kötülükten men’eder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona inanan, destekleyerek O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır» (7 A’râf 156-157).

    «De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan, esirgeyendir»(3 Âl-i İmrân 31).

    «De ki ‘Allah’a ve Peygamber’e itaat edin. Eğer dönerlerse (bilsinler:) muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez» (3 Âl-i İmrân 32).

    «Allah ve O’nun melekleri, Peygamber’i överler. Ey inananlar, siz de O’nu övün, içtenlikle salât ve selâm edin»(33 Ahzâb  56).

    «De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız barınaklar, size Allah’tan, Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun (o zaman başınıza gelecekleri göreceksiniz) » (9 Tevbe 24).

    Kur’an’da otuzdan fazla yerde Resülüllah’a itaat emr edilmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

    «Ey inananlar, sizi yaşatacak şeylere çağırdıkları zaman Allah’ın ve Resulünün çağrısına koşun» (8 Enfâl 24).

    «Hayır, Rabb’in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar»  (4 Nisâ 65).

    «O’nun (Resûl’ün) emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar» (24 Nur 63).

    «Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resulüne çağırıldıkları zaman inananların sözü ancak: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar. Kim(ler) Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’tan korkar, O’(nun azâbı)ndan korunursa, işte kurtuluşa erenler onlardır» (24 Nur 51-52).

    Âyetlerde, itaat Allah ve Resulü için emredilirken, korkma ve sakınma yalnızca Allah için zikredilmektedir.     Nitekim diğer âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır:

    «Yalnızca Benden korkun» (16Nahl 51).

    «Sadece Benden sakının» (2 Bakara 41).

    «İnsanlardan korkmayın.  Benden  korkun» (5 Mâîde 44).

    Yüce Allah yine şöyle buyuruyor:

    «Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli, onların elleri üzerindedir» (48 Feth 10).

    «Peygamberi çağırmayı, herhangi birinizin diğerini çağırması gibi tutmayın» (24 Nur 63).

    «Peygamber, mü’minlere canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir» (33 Ahzâb 6).

    Resûlüllah (s.a.v.)  de şöyle buyurmaktadır:

    «Ben, sizden birinize çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça o kimse îman etmiş olmaz».

    Resûlüllah’ın bu sözleri üzerine Hz. Ömer:        

    «Allah’a yemin ederim ki yâ Resûlâllah, kendimden sonra sen bana herkesten daha sevgilisin», deyince, Resûlüllah:

    «Hayır yâ Ömer, sana, senden de daha sevimli olmadıkça…» buyurdu. O zaman Hz. Ömer: «Sen bana, benden de daha sevgilisin» dedi ve Resûlüllah:  «İşte şimdi oldu» buyurdu(Buhârî,  İman  8;   Müslim,   İman   69).

    Allah Teâlâ Kitabında, Resûlüllah’ın üzerimizdeki haklarını şöyle sıralamaktadır:

    — Resûlüllah’a itaat,

    — Onu sevme,

    — Ona değer verme, 

    — Ona saygı gösterme,

    — Ona yardım ve destek sağlama,

    — Verdiği hükme rıza gösterme,

    — Ona teslim olma,

    — Ona uyma,

    — Ona salât ve selâm getirme,

    — Onu candan ve maldan üstün tutma,

    — Aramızdaki bir anlaşmazlığın çözümü için ona başvurma…

    Yüce Allah:

    «Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur» (4 Nisa 80)buyurarak Resûlüllah’a itâatin kendisine itaat anlamına geldiğini ve :

    «Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedirler» (48 Feth 10) buyurarak Resûlüllah’a biat etmenin kendisine biat etmek olduğunu haber vermektedir. Yine:

    «Size Allah’tan ve Resulünden daha sevgili ise…» (9 Tevbe 24)buyurarak sevgide;

    «Allah ve Resulüne  eziyet edenler…» (33 Ahzâb 57) buyurarak eziyette;

    «Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse…» (4 Nisa 13) buyurarak itâatta;

    «Kim de Allah’a ve Resulüne karşı gelir…»

0
0
0
Yorum Yaz